14 Kasım 2010 Pazar

Lizbon (yoksa Istanbul mu desem..) - I

Lizbon... 3 senedir tren, otobüs ve bilumum yollarla Avrupa'da gezmek istediğim neredeyse her yeri gezdim, ama bu kadar aşık olduğum bi şehir daha yok. Duygu'nun "Gözüm kapalı yaşarım" listesinde Lizbon şu anda birinci sırada, arkasından da Roma ve Viyana geliyo. İstanbul'un bu listede apayrı bi yeri var, Münih de aynı şekilde, çünkü oralarda yaşadım. Yaşamakla gezmek bambaşka kavramlar.

Lizbon'un kalbimde bu kadar büyük bi yeri olmasının sebebi ordaki kurs boyunca edindiğim harika dostluklar ve o insanlarla geçirilen 14 gün olabilir tabii, ama her şey bi yana, Lizbon bir İstanbullunun tüm açlığını giderebilecek bir şehir.



Lizbon Municipal Area dediğimiz yere bağlı olan irili ufaklı bi sürü şehir var aslında, Lizbon bunların başında geliyo. En yakınındaki diğer şehir ise Almada, aslında benim kursa katılmakta olduğum şehir. Lizbon ile Almada San Francisco'daki köprünün aynısı olan bir köprüyle (mimarları da aynıymış zaten) birbirine bağlı iki farklı şehir. Arada büyük bir nehir var, Üsküdar-Beşiktaş arası kadar süren vapur seferleriyle veya köprü ile karşıya geçebiliyorsunuz. Yani kısaca bir Boğaz var, tek farkı bizde iki yakalı bir şehir oluşturan Boğaz, orada iki farklı şehiri birleştiriyor. Bu sadece yönetimsel farklılıklar yaratıyo, şehirde yaşayanlara yansıyan fazla bi şey yok. Tabii Lizbon'a gece hayatı için giden Almadalıların gece 2de geri dönmeleri veya sabah 5e kadar beklemeleri gerekmesini saymazsak, zira arada vapur seferi yok. Tabi taksi de tutulabilir :)

Bir insan bir şehirden ne ister? Lizbon, en azından bence, bu isteklerin hepsine cevap verebilir. Bunda tabii bir kültür sahibi olmalarının etkisi büyük, o kültürün Akdeniz kültürü olmasının etkisi daha da büyük. Rahat, sıcak insanlar, hava çok güzel, sokak satıcıları, gece eğlenceleri, tarihi değerler, Boğaz, hatta tepelerden oluşmuş bir şehir olduğu için yükseğe çıktıkça daha da güzelleşen manzara noktaları, yani "Miradouro"lar. Bir Miradouro'da genelde ufak bir cafe-kiosk ve oturulması için banklar var, manzara yükseğe çıktıkça güzelleşiyor tabi ama hepsi boğaza dönük. Köprüyü ve Almada'daki şehri koruduğuna inanılan devasa İsa heykelini(Christo Rei) neredeyse hepsinden görmek mümkün.



Bunun dışında Lizbon'un en önemli semtlerinden biri şehrin kalbini oluşturan barlar bölgesi, Bairro Alto. Bu bölgeyi devasa bir Asmalımescit - Küçük Beyoğlu - Nevizade karışımı gibi düşünebilirsiniz. Bütün bir mahalle, yemek yiyecek yer bulmak bile pek mümkün değil çünkü her yer bar-disco içiçe, karmakarışık. Sokakta içki içme geleneği sebebiyle barların içi genelde bomboş, hangisi hangi bardan içki aldığı belli olmayan bir sürü insan sokaklarda karşılıklı içiyolar. Bütün bu güzelliklerin yanında şunu da söylemek lazım, buralar öyle çok güvenli yerler değil. Çantalara azami dikkat göstermek gerek, hatta sokakta öyle yürürken size dokunmaya çalışan Portekizlilere de. Güvenlik konusunda Asmalı da Nevizade de Lizbon'a baya fark atar yani.

Sokak köşelerinde genelde shot barlar var, buralara girip farklı shotlar deneyip çıkabilirsiniz. Benim favorim yine bir sokak köşesindeki Ice Bardı. Ice Shotlar buzdan yapılmış shot bardaklarında gelen değişik ve genelde tatlı shotlardan oluşuyo. İçerken bardağın erimeye başlamış olması ve elinizden kayması baya eğlenceli tabi :))

Bunun dışında Lizbon şehir merkezinde olmasa da okyanusun tadını çıkartabileceğiniz plajlarıyla da İstanbul severlere bir artı sunuyo bence. En kötü ihtimalle Almada'ya geçip Costa da Caparica bölgesindeki uzun sahil şeridinden faydalanılabilir. Bir Türk ne arar burada, plaj, medeniyet, ufak tefek mağazalar, cafeler, dondurmacılar, hepsi orda. Tabii ben güneşlenirken aniden bütün plajın üstüme üstüme koşmaya başlamasıyla farkettiğim deniz yükselmesinin farkında olmak lazım, yoksa benim yaptığım gibi mp3 çalarınızı okyanusa teslim edebilirsiniz :)

Ayrıca Lizbon'da klasik bir şehir gezisi yapmak isteyenler için de bir sürü mekan mevcut. Kiliseler (her Avrupa şehrinin vazgeçilmezleri), benim aşık olduğum devasa manastırı, Belém mahallesinde deniz üstünde yer alan güzelim kalesi Torre de Belém ve manzarası, şirin mi şirin, meşhur antik sarı tramvayı Electrico 3, tüm Portekiz'in en iyi küçük pastasını yapan Belém'e özel pastanesi ve "Pasteis de Belém" denen o cennetten gelmiş minik tatlı parçası.. Bunun gibi daha bir çok kültür öğesi bulunabilir Lizbon'da. Gece hayatı, sıcak hava, sıcak insanlar, tarih, kültür, boğaz, daha ne isterim ben bir şehirden bilmiyorum..

1 Kasım 2010 Pazartesi

Iberian Mission

Baya baya baya geç gelen blog güncellemesi.. Aslında yazmak lazım mı, bu kadar gecikmişken bırakmak mı lazım yoksa tamamlamak mı bilemedim. Ama Erasmus çoktan bitti, hatta yurduma dönüp düzenime alıştım bile. Gel gör ki Erasmusun büyük bir kısmı gezmek demek olduğundan, en kapsamlı geziyi anlatmadan da olmaz bi yerde.

2 senedir yaptığım Avrupa gezilerinden sonra, içimde kalan ve tamamlamak istediğim tek yer Portekiz-İspanya yani diğer bir deyişle İber Yarımadasının büyük kısmıydı. Erasmus boyu planlayıp, buna uygun harcamalar yapmaya çalıştım. Plana başlangıç olarak tabi ki yine sömürü amacıyla son BEST kursu başvurularımı sadece bu bölgeye yaptım =) İlk tercihim olan Almada (Lisbon metropolitan bölgesi/Portekiz) BEST grubu beni kabul edince amacımın yarısı tamamlanmış oldu denebilir.

Artık gerisi bize kalmıştı: BEST kursumun öncesinde veya sonrasında gerçekleşecek, Erasmus'da aylardır bu amaçla biriktirdiğim parayı aşmayacak bir bütçeyle, gidiş dönüşün insani koşullarda mümkün olduğu bir organizasyonla Interrail planlamak.

Interrail tabi ki yalnızca iki ülkeyi kapsayacağından bu ülkeleri -özellikle İspanya'yı zira Portekiz'de oraya kıyasla fazla görülecek şey yok- geniş çaplı gezme fırsatu verecekti, ama çok da uzatmamalıydık ki paramız bitmesin. Bu yüzden görmek istediğimiz şehirleri, biraz da "yol üstüne şuraya uğrarız, gece kalmayız" şeklinde organize etmeye çalışıp bir yol haritası çizdik. Sezon dışı olsun, hava da biraz serinlemiş olsun da pişmeyelim, falan filan derken BEST kursu sonrasına gelmesi gerektiğine karar kıldık. Yani 4 Eylül civarı başlayacaktık, ve planladığımız şehir sıralaması ile geceleme sayısı uyarınca 19 Eylül'de Barcelona'dan Memmingen'e uçan Ryanairda biletimizi ayırıverdik.

Rotamız Lizbon-Coimbra-Porto-Madrid-Sevilla-Granada-Valencia-Barcelona olarak çizildi ve gayet tatmin edici oldu. Şunu da belirtmekte fayda var, ben BEST için yola çıkarken ne bizi ağırlayacak dostlarımız, ne ayırtılmış hostelimiz vardı. Hayatımdaki 3. Avrupa turu, 2. Interrail ama bunlar içinde en spontan olanı oldu diyebilirim. Tabi aynı zamanda en sürünmeli, en derbederi oldu, yine de gecelerimizi kurtaran şahane insanlar sayesinde rahatımız hep yerindeydi. Bunları anlatıcam, hepsi sırayla ki şehirler birbirine karışmasın :)

Ama şunu söyleyebilirim: Avrupa'nın en uzak ucu, şimdiye kadar gördüğüm en güzel yeri olmaya aday sanırım.