Lizbon'un kalbimde bu kadar büyük bi yeri olmasının sebebi ordaki kurs boyunca edindiğim harika dostluklar ve o insanlarla geçirilen 14 gün olabilir tabii, ama her şey bi yana, Lizbon bir İstanbullunun tüm açlığını giderebilecek bir şehir.
Lizbon Municipal Area dediğimiz yere bağlı olan irili ufaklı bi sürü şehir var aslında, Lizbon bunların başında geliyo. En yakınındaki diğer şehir ise Almada, aslında benim kursa katılmakta olduğum şehir. Lizbon ile Almada San Francisco'daki köprünün aynısı olan bir köprüyle (mimarları da aynıymış zaten) birbirine bağlı iki farklı şehir. Arada büyük bir nehir var, Üsküdar-Beşiktaş arası kadar süren vapur seferleriyle veya köprü ile karşıya geçebiliyorsunuz. Yani kısaca bir Boğaz var, tek farkı bizde iki yakalı bir şehir oluşturan Boğaz, orada iki farklı şehiri birleştiriyor. Bu sadece yönetimsel farklılıklar yaratıyo, şehirde yaşayanlara yansıyan fazla bi şey yok. Tabii Lizbon'a gece hayatı için giden Almadalıların gece 2de geri dönmeleri veya sabah 5e kadar beklemeleri gerekmesini saymazsak, zira arada vapur seferi yok. Tabi taksi de tutulabilir :)
Bir insan bir şehirden ne ister? Lizbon, en azından bence, bu isteklerin hepsine cevap verebilir. Bunda tabii bir kültür sahibi olmalarının etkisi büyük, o kültürün Akdeniz kültürü olmasının etkisi daha da büyük. Rahat, sıcak insanlar, hava çok güzel, sokak satıcıları, gece eğlenceleri, tarihi değerler, Boğaz, hatta tepelerden oluşmuş bir şehir olduğu için yükseğe çıktıkça daha da güzelleşen manzara noktaları, yani "Miradouro"lar. Bir Miradouro'da genelde ufak bir cafe-kiosk ve oturulması için banklar var, manzara yükseğe çıktıkça güzelleşiyor tabi ama hepsi boğaza dönük. Köprüyü ve Almada'daki şehri koruduğuna inanılan devasa İsa heykelini(Christo Rei) neredeyse hepsinden görmek mümkün.
Bunun dışında Lizbon'un en önemli semtlerinden biri şehrin kalbini oluşturan barlar bölgesi, Bairro Alto. Bu bölgeyi devasa bir Asmalımescit - Küçük Beyoğlu - Nevizade karışımı gibi düşünebilirsiniz. Bütün bir mahalle, yemek yiyecek yer bulmak bile pek mümkün değil çünkü her yer bar-disco içiçe, karmakarışık. Sokakta içki içme geleneği sebebiyle barların içi genelde bomboş, hangisi hangi bardan içki aldığı belli olmayan bir sürü insan sokaklarda karşılıklı içiyolar. Bütün bu güzelliklerin yanında şunu da söylemek lazım, buralar öyle çok güvenli yerler değil. Çantalara azami dikkat göstermek gerek, hatta sokakta öyle yürürken size dokunmaya çalışan Portekizlilere de. Güvenlik konusunda Asmalı da Nevizade de Lizbon'a baya fark atar yani.
Sokak köşelerinde genelde shot barlar var, buralara girip farklı shotlar deneyip çıkabilirsiniz. Benim favorim yine bir sokak köşesindeki Ice Bardı. Ice Shotlar buzdan yapılmış shot bardaklarında gelen değişik ve genelde tatlı shotlardan oluşuyo. İçerken bardağın erimeye başlamış olması ve elinizden kayması baya eğlenceli tabi :))
Bunun dışında Lizbon şehir merkezinde olmasa da okyanusun tadını çıkartabileceğiniz plajlarıyla da İstanbul severlere bir artı sunuyo bence. En kötü ihtimalle Almada'ya geçip Costa da Caparica bölgesindeki uzun sahil şeridinden faydalanılabilir. Bir Türk ne arar burada, plaj, medeniyet, ufak tefek mağazalar, cafeler, dondurmacılar, hepsi orda. Tabii ben güneşlenirken aniden bütün plajın üstüme üstüme koşmaya başlamasıyla farkettiğim deniz yükselmesinin farkında olmak lazım, yoksa benim yaptığım gibi mp3 çalarınızı okyanusa teslim edebilirsiniz :)

