Stockholm'den sonra (ve evet, Almanya etkisi, hala Ştokholm diyorum) sırasıyla Viyana'ya, Paris'e (bu kez Muse konseri ve ufak bir Normandiya gezisi amaçlı) ve İstanbul'a (mezuniyet baloma katılmaya) gidip geldim. Bunun haricinde Mayıs ayı doğumgünü partisiydi, erasmus cıvıltılarıydı falan derken, Haziran da İstanbul ve Paris seyahatleriyle geçip gidiverdi. Haziran dediğime bakmayın, mübarek İstanbul'un Martından pek farkı yoktu çıldırttı beni.
He tabi bu gezmeler sonra bana haftaiçi hayvanlar gibi çalışma zorluğu çıkarttı mı, çıkarttı, ama bilincimiz yerinde, hem gezip hem çalışıyoruz amaaaaan helal bize :D
Şimdi Temmuz'dayız, Temmuz daha çok bi yerel yaşama, misafir ağırlama, ders çalışma, dünya kupası ve Ağustos ile Eylül'de planlanmış hatta biletleri alınmış geziler için para biriktirme ayı olacak. Ama hava inanılmaz, Münih bu havalarda bi harika oluyo gerçekten.
Biraz bizim buralarda "Weltmeisterschaft" dediğimiz Dünya Kupası'na değiniyim =D Efendim beklenmedik şekilde gelen Almanya galibiyetleri sonrası halkta bi coşku hakimdi tabii ki. Olimpiyat stadında, güneşli bir Münih yaz gününde, dev ekranda maç izlemek gibisi yok ayrıca. 6 euroya aldığımız biletlere değeri su ile bira arasında değişebilen bir içki dahildi. İzlenen maç da 4-0 biten Arjantin maçı olunca keyfimize denecek yoktu tabii.
Almanlar ilginç insanlar, galibiyetlerden sonra (Bayern Münih, milli takım vs) Leopoldstrasse dediğim Bağdat Caddesi muadili olan sokağa dökülüp bi ucundan bi ucuna bira içerek ve Alman bayraklarıyla yürüyolar, kutlama şekilleri bu. Aldığım bir diğer ilginç bilgi, 2002deki Dünya Kupası'nda Türkiye-Almanya yarı finali oynanırken Leopoldstrasseyi bizimkiler kapmış, Almanlar da Olimpiyat stadına gitmişler maçı izlemeye ve her zamankinden çok daha fazla polis görevliymiş o gün :))
Maç ortamı işte böyle şenlikliydi, herkesin yüzü alman renklerinde boyanmış, bayraklar, kızlar bayrakları etek yapıp giymişler herkes sokaklarda, metro istasyonlarında vuvuzelalar ve yine alman renkleri her yerde. Futboldan aldığım keyfi katlayabilmem için "taraftar" olmam gerektiğinden ben bile sarı-kırmızı-siyah renkli Hawaii çiçek kolyelerinden alıp öyle gittim stada :)) Maç bittikten sonra da kendilerine yaraşır şekilde, sıfır kaos, sıfır karmaşa gayet güzel güle eğlene yürüyerek çıktı herkes staddan. Kutlamalar metroda ve Leopoldstrassede devam etti tabi :)
Bu arada Almanlar 2006da burda yapılan Dünya Kupası'na kadar böyle bayraklar takınıp rengarenk boyanıp falan gezmezlermiş. Hatta bahçesinde bayrak olan adama "pis faşist, aşırı milliyetçi" gözüyle bakılırmış, Nazi geçmişinden dolayı hep utanırlarmış. Alman olmaktan gurur duyup açıkça sergileme durumu yokmuş yani. 2006da burda yapılan dünya kupası, renkler, takımlar, bayraklar derken psikolojileri baya düzelmiş, bu bayraklar takınıp dolanma olayı daha bikaç senelikmiş. Kendileri ve milli kimlikleriyle 2006 Dünya Kupası sayesinde barışmışlar. Futbola saygı duyulması için bir yeni sebep daha, hala görüyoruz ki bu kadar büyük kitleleri her açıdan bu kadar derinden etkileyen, aynı anda aynı noktaya kilitleyen başka bir olay yok. Ne aşk, ne sinema, ne müzik arkadaşlar: Kabul edelim veya etmeyelim, lider hala futbol.
Biraz da tatil modundan bahsediyim :) Sınavlar yaklaştığı için korkunç seviyelerde ders çalışmalar başgösterdi, ama havalar süper olduğundan arada Münih'in görülesi göllerine yüzmeye gitmeyi ihmal etmiyoruz. Bunlardan biri de Starnberger See. Yemyeşil çimlerden hop diye suya girip, rahat rahat güneşlenebildiğimiz, suyun gayet temiz olduğu ve uzakta bir sürü beyaz yelkenlinin ve teknelerin yarattığı "Bodrum kıyıları" havasıyla kocaman ve şimdiye kadarki favori Münih gölüm burası. Banliyö ile (S-Bahn) yaklaşık 40 dakikalık bir yolla şehir merkezinden hop diye Bodrum'a inebiliyoruz yani :) Avrupa'nın ortasında, denizi olmayan bir ülke için çok güzel bi imkan. Ortalık yerde mayolarını değiştiren "erkekler" beni şaşırtmış olsa da bozuntuya vermedim tabi, o ayrı. Kadınların üstsüzlüklerine herkes alıştı da, erkeklere noluyo, bu kadar "yiğidin malı meydandadır"cılık lazım mı, orasını bilemiyorum :)
İşte Münih'i bu yüzden daha bi çok seviyorum, bildiğimiz soğuk Avrupa şehirleri gibi değil, hop orda festival herkes bira içsin, hop göle inip yüzelim, aman herkes gülsün, Olympiada açık hava film festivaline gidelim, hop yurdun bahçesinde mangal yakalım, nehirde sörf yapalım ve hepsini Alman düzeni ve rahatlığıyla yapalım. Burası inanılmaz sentez bir şehir, ve gerçekten çok yaşanılası. Amaaan Münih aşkım kabardı yine :)
Bi dahakine biraz da Viyana'yı anlatiyim, ki orası da aşık olduğum az sayıda şehirden biridir :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder