Geçenlerde, Sergül'e "2 hafta neye oryante edicekler sizi anlamadım ki?" dedirten TUMi'nin (TU München International) oryantasyon gezilerinden birinin (Deutsches Museum) buluşma noktası sandığımız Mariensäule'ye gitmek üzere Duygu ve Münih'e ziyarete gelen Uğurla yola çıktık. Dedik şehir merkezindeki Marienplatza gidelim, bu da ordadır nası olsa. Marienplatz metro istasyonunda birine Mariensäule nerde diye sorduk, süper yardımsever Münih halkından bi bayan bize "Tam metro istasyonunun üstünde, burdan çıkacaksınız" dedi. Neden sonra farkettik ki Uğur'un tabiriyle "Taksim metrosunda birine Taksim meydanını sormuşuz", işte o zaman Münih insanının yardımseverliği ve iyi niyeti bi daha kanıtlanmış oldu. Allah biliyo ya Taksim metrosunda biri bana Taksim meydanını sorsa muhtemelen gülerdim.
Tabi ki buluşmaya geç kaldık. O arada bi kalabalık ve onlara stand-upvari şekilde Münih'i anlatan 2 rehber gördük. "Free Tours" denen şey. Bikaç rehber toplanmışlar, Avrupa'nın belli şehirlerinin merkezlerini yürüyerek ortalama 3 saatte gezidiriyolar. Tur bedava, tur sonunda ne kadar değer vereceğinize kendiniz karar verip rehberlere bahşiş bırakıyosunuz. Daha önce bunlardan birine Amsterdam'da katılmıştık, gerçekten çok eğlenceli ve etrafı yürüyerek gezmek insana çok fazla şey öğretiyo. Hele ki sürekli U-Bahn kullandığımız Münih'de. Museum'u kaçırdık bari buna katılalım dedik ve kesinlikle Museum'u kaçırdığımıza çok memnunum.
Bu turun Amsterdam'dakinden farkı, stand-up kalitesinde şehir anlatan rehberlerdeydi. Rehberler Amerikalı, hatta bizi gezdiren bayanın annesi ve babasının aileleri 1. Dünya Savaşı sırasında düşman taraflarda çarpışan ülkelere mensuplarmış. Baba tarafı Almandı, ama anne tarafının ülkesini hatırlayamıyorum. İnanılmaz etkileyici konuşan, bir o kadar komik ve karizmatik Amerikalı bir rehberle Münih'i 3 saatte baya bi öğrendik =)
Turdan aklımda kalan en etkileyici ayrıntıları paylaşiyim. Önce "München" kelimesinin "Monk"dan geldiğini, çünkü Münih'in henüz şehir değilken farklı Monklara bağlı bir "kasabalar topluluğu" olduğunu anlattı. Hatta Amerikalı olmasına gönderme yaparak, "Herkesten en çok duyduğum şey "Sizin tarihiniz bile yok" oluyo, ama ben artık biliyorum ki Amerika Almanya'dan daha önce ülke olmuştur." Evet enteresan bi gerçek, resmi olarak Almanya ülke statüsüne Amerika'dan daha sonra kavuşmuş :) Ama tabi tarih denince Almanya'yı sollamak baya zor.
Bundan sonra biraz 1. Dünya Savaşı sonrasından bahsetti, tabi herkes o dönem zor zamanlar geçirdi, ama yine de büyükannesinden dinlediği bazı hikayeler ağız açık bıraktırıyo, Amerika'nın Büyük Buhran döneminin aynısı denebilir. Elinde para kalmayan Alman hükümeti, çareyi piyasaya daha daha fazla para sürmekte (!) bulmuş - tabi ki sonuç Enflasyon. Mark yerlerde sürünmeye başlayınca, herkesin bankadaki birikimleri, maaşları sıfırlanmış. Öyle ki rehberimizin babaannesi elinde 2 KOVA markla bir somun ekmek alabilmek için kuyrukta beklerken kovaları çalınmış, gelgelelim paralar olduğu gibi duruyomuş. Çünkü, evet, kovalar paralardan daha değerliymiş.
Aynı şekilde bir dönem kömür paradan daha değerli olduğu için insanlar ısınma amaçlı para yakmaya başlamışlar. Paranın değeri inanılmaz ani değiştiği için kadınlar eşlerinin maaş çeklerini almak için günde 5 defa işyerlerine giderlermiş. Ama şahsen beni bu hikayelerden çok o noktadan günümüz Almanya ekonomisine ulaşabilmeleri inanılmaz etkiledi. Nasıl bir disiplin, nasıl bir çalışmadır ki o noktadan dünyanın en kuvvetli ekonomilerinden biri olma durumuna ulaşabilmişler, hayran olmamak elde değil.
Baya bişey anlatmak istiyorum aslında ama çok da uzun bi şehrin tarihini anlatmak. Neyse bundan sonrasını daha kısa tutucam söz :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder