15 Nisan 2010 Perşembe

Oktoberfest, Hofbräuhaus ve May Pole

Münih'le devam edelim :) Beni en çok etkileyen hikayelerden biri Oktoberfest hikayesi oldu, tabi muhtemelen ben önceden bilmediğim içindir. Neyse :) Efendim Bavyera prensi Ludwig'in (Bavyera'nın en önemli adamlarının %80inin adı Ludwig bu arada) sevdiceği Therese'ye doğumgününde "Sana çayır (Wiese) aldım" şeklinde gelmesi, Therese'nin surat ifadesi üzerine "Adını veririz, üstünde evleniriz" falan diye kıvırmaya çalışması sonucunda Theresienwiese adı verilen yerde gerçekleşen şenlikli düğünün Bavyera halkının çok hoşuna gitmesi ve bu sebepten her sene tekrarlanmasıyla oluvermiş Oktoberfest. Erasmusum Ağustos'da bitmesine rağmen Eylül sonuna kadar kalmam için de bana bi sebep verilmiş böylece :)

Ufak iki hikayemiz de Hofbräuhaus ve May Pole ile ilgili. Hofbräuhaus Münih'in en favori mekanı, hatta muhtemelen Bavyera'nın ve hatta Almanya'nın da. Kendisi biraevlerinin atası, bence Münih'in en güzel birasını üreten, "Bana bira ve tavuk" diyip basit cümleler kullanarak orta çağ hanı keyfi yapabileceğiniz Bräuhauslardan en güzeli. Tabi geçmişi de oldukça ünlü.

Bazı noktalar anlatmak istemediğim kadar iğrenç, daha az iğrenç olanlara değiniyim en iyisi :) Hofbräuhaus'un tuvaletlerinde klozetten yüksek, lavabodan alçak bir takım lavaboya benzer yapılar varmış, iki yanında tutma yerleri olan. Bunlar neymiş, rehberimizin "Vomitator" diye tabir ettiği, birayı fazla kaçırırsanız yandaki tutacaklardan destek alıp içine istifra edebileceğiniz yerlermiş. Iyk yani. Ama gerçek :)

Bi de 1 litre hikayesi var. Rehberimizin cümleleriyle: "Hofbräuhaus'a gelip bir büyük bira isterseniz garsonlar 1 litrelik bira getirirler. Eğer Hofbräuhaus'a gelip küçük bir bira isterseniz, garsonlar size gülümseyip, yine 1 litrelik bira getirirler." Yani, tek seferde 1 litre içemeyecekseniz Hofbräuhaus'a gitmiyosunuz, ya da yanınızda bi arkadaş götürüyosunuz =)

May Pole'a gelelim. May Pole, baharı kutlamak için hazırlanmış uzun direklere verilen isim. Her katında değişik figürlerle anlatılan Bavyera sahneleri var, hepsinde bira mevcut, tabii ki. Baharda bu direklere tırmanma yarışmaları yapılırmış, kazanan ne alırmış dersiniz? Tabi ki bira.

May Pole'la ilgili hikayeyse şu: Havaalanı polisleri bi gün rutin kontrollerini yaparken May Pole'un kayıp olduğunu farketmişler (Rehberimiz anlattığı şekliyle "Luggages - check. Planes - check. May Pole - ?"). Tabi ki hemen Münih polisini aramışlar. "May Pole'umuz çalınmış" demelerine önce bir sessizlik daha sonra kahkahalarla karşılık verilmiş. Olay şu ki, May Pole'u çalan polis teşkilatının ta kendisiymiş. Rehberin cümleleriyle şöyle açıkliyim: "In Munich the crime rates are so low that the police began committing the crimes themselves". Gerçekten inanılası, polis o kadar sıkılıyo ki insanlara yol bulmalarında yardım etmeyi geçtim, gitmeleri gereken yere götürüyo, yayalara kırmızı ışıkta geçtiler diye ceza kesiyo, bisikletlilerin ışıklarının pilli mi akülü mü olup olmadığını kontrol ediyo falan. İlk günlerde geceleri arkama baka baka yürürken (İstanbul alışkanlığı) artık öyle saldım ki gecenin köründe sallana sallana evime yürüyorum, hatta terbiyesizlik yapıp yürüyüş yapmak için bi durak önce falan iniyorum.

Anlayacağınız Almanlar Bavyera'yı kendilerinden saymama konusunda haklılar.

Evet, Bavyera'yı seviyorum, Bayern Münih maçlarını heyecanla izlemeyi seviyorum, her soruya cevabın "Bier" olduğu Münih'i seviyorum ♥

2 yorum:

  1. hehe sanırım sayende günlük tutmama o kadar da gerek yok çok güzel yazmışsın eline sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. biliyodum zaten üşeneceğini hiç şaşırmadım :) güle güle kullan blogumu =D

    YanıtlaSil